CHP’li Toprak: Asgari ücret 5 bin 500-6 bin TL düzeyinde olmalı

CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, “Güncel ekonomik koşullarda adı üstünde en alt düzeydeki en düşük geliri tanımlayan asgari ücretin 5 bin 500 – 6 bin TL düzeyinde olması ve süratli enflasyon artışına karşı alım gücünün korunması için de yılda bir değil altı ayda bir belirlenmesi kaçınılmazdır” dedi.

CHP'li Toprak: Asgari ücret 5 bin 500-6 bin TL düzeyinde olmalı

CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, haftalık değerlendirme raporunu yayınladı. Toprak raporda, “Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın bütçe açığının GSYH’nın yüzde 3,5’unun aşağıda kalması yönündeki parasal çıpa hedefinin sağladığı bu sonucun ve mali disiplin çabalarının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı artı hoşnut etmediği, harcamalarının engellenmesinden hoşlanmaması yanında, Elvan’ın ilkeli duruşunun kabinede hastalık yarattığı ve bu yüzden görevden ayrılması ya da ‘affedilmesinin’ sürpriz olmayacağı söylenebilir” değerlendirmesini yaptı.

En Az vergi ile ilgili ise, “5 bin 500-6 bin TL düzeyinde olması kaçınılmazdır” yorumunu yapan Toprak, “Alım gücünün korunması için de yılda bir yok altı ayda bir belirlenmesi kaçınılmazdır. En Az ücreti simgeleyen en düşük ücretin vergiden istisna tutulması ve net olarak çalışanın eline geçmesi yine zaruri bir gerekliliktir” dedi.

Toprak’ın açıklaması şöyle:

“Yeni asgari ücretin tespiti tartışmalarında emekli maaşlarının içler acısı hali göz ardı ediliyor. AK Parti iktidarı öncesinde uzun yıllar daima asgari ücretin üzerinde olan asgari emekli aylığı, AK Parti hükümetlerinin uyguladığı politikalarla en az ücretin yarısına ve fakirlik düzeyinin altına geriledi. İvedilikle 800-900 TL olan ve halen hazine desteğiyle 1.500 TL olarak ödenen en düşük emekli aylığı en düşük ücret düzeyine yükseltilmelidir. Ilk Önce en düşük aidat edinmek üzere tüm maaşlı-ücretli kesimin gelirleri ve alım gücü enflasyon ve kur artışlarıyla açlık ve yoksulluk sınırının aşağı. Türk-İş Başkanı, en düşük ücrette 45 yılın en yüksek artışını beklediklerini söylerken; DİSK, en düşük ücretin asgari 5 bin 200 TL olması gerektiğini açıkladı. Aktüel hesaplı koşullarda adı üzerinde en daha aşağı düzeydeki en az geliri tanımlayan en düşük ücretin 5 bin 500-6 bin TL düzeyinde olması ve çabuk enflasyon artışına aleyhinde alım gücünün korunması için de yılda bir değil altı ayda bir belirlenmesi kaçınılmazdır. En Az ücreti simgeleyen en az ücretin vergiden istisna tutulması ve net olarak çalışanın eline geçmesi yine mecburi bir gerekliliktir.

“HAZİNE, DESTEĞİNİ KESTİĞİ ANDA MİLYONLARCA EMEKLİ 800-900 TL’LİK AYLIKLARLA YAŞAYACAK”

İktidarın yaptığı düzenlemelerle aylık bağlama oranları düşürülerek emekli olanlara 800-900 TL aylık bağlanırken, CHP’nin konuyu gündeme taşıması ve takipçisi olması sonucunda derhal define desteğiyle en az emekli aylığı 1.500 TL’ye tamamlanıyor. Oysa bu emekliye sağlanan yasayla güvenceye alınmış, kesinleştirilmiş bir yargı yok, geçici bir düzenleme. Kaldı ama hazine desteğiyle aylığı 1.500 TL’ye tamamlanan emekli, kendi aylığı 1.500 TL seviyesine gelene dek emekli ücret zamlarından yararlanamıyor. Yarın define desteğini kestiği anda milyonlarca emekli 800-900 TL’lik aylıklarla yaşamaya zorunlu kalacak. Hayatı her tarafında çalışmayan ve sigorta primi ödemeyen bir kişi 65 yaşına geldiğinde kendisine otomatik olarak 865 TL 65 yaş ihtiyarlık aylığı bağlanıyor. Belki eşi de aynı konumdaysa benzer tutarda eşine de aylık bağlanıyor. İkisinin yaşlılık aylığı toplamı yıllarca çalışıp SGK’ya prim ödeyen ama 800-900 TL emekli maaşı bağlanarak hazine desteğiyle 1.500 TL’ye tamamlanan SGK emeklisinden daha artı.

“MERKEZ BANKASI YÖNETİM KURULU VE MERKEZ BANKASI İDARE MECLİSİ İDARİ İNCELEME BAŞLATMALIDIR”

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kasımda da faizi indirerek kur ve enflasyon artışına az daha yakıt döktü. Yüzde 15’e düşürülen politika faizi devlete ait enflasyonun yaklaşık 5 puan altına indi. Geçen hafta define borçlanma ihalesinde oluşan faiz ise yüzde 19,44. Merkez Bankası Başkanı görevdeki 8 ayında kuru yüzde 50 artırırken Merkez Bankası tarihinde ilk olarak kritik faiz kararı 5 dakika gecikmeli açıklandı. Bu 5 dakika, MB’nin tamamen tükenen itibarına ağır zarar verdi.

Faiz indirerek insanları TL’den ve TL tasarrufundan kaçıran, kurları özgürlük uçuşa geçiren bunun sonucunda her şeyin zamlanmasının yolunu açan Merkez Bankası değil mi? Merkez Bankası kararı öncesinde 10,20 dolayında olan dolar/TL kuru kararın arkasında 11,50-11,60’a kadar çıkarak geçen haftayı 11,04 TL’den kapattı. Euro 12, sterlin 15 TL’nin üzerine çıktı. Ertesi gün de hemen benzine, motorine, LPG’ye yüklü zamlar yapıldı. Mazot istasyonlarında zam gelmeden deposunu yüklenmek isteyenler araçlarıyla yüzlerce metrelik kuyruklar oluşturdu. Bu tabloda Merkez Bankası kararının etkisinin olmadığı söylenebilir mi? Mart ayında göreve geldiğinde 7,28 TL’den aldığı Dolar/TL kurunu 18 Kasım’da 11 TL’nin üstüne çıkartarak sekiz ayda doların TL aleyhinde yüzde 50 dolayında değerinde kazanmasına ve TL’nin de bedel kaybetmesine zemin hazırlayan Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, Merkez Bankası yasası ve unvanının gerektirdiği yönetimsel yükümlülüklerine aykırı şekilde, ‘ağır atama ihmali ve yetkisini istismar etme’ tavrı içindedir. Merkez Bankası Idare Heyeti ve Merkez Bankası İdare Meclisi hızla bunu gündemine alarak yönetimle ilgili tahlil başlatmalıdır.

“BU GECİKMENİN NEDENİ VE BU SÜREDE YAPILAN DÖVİZ İŞLEMLERİNİN TUTARI AÇIKLANMALIDIR”

BUNUNLA BIRLIKTE 18 Kasım’daki PPK toplantısında Merkez Bankası tarihinde bir ilk yaşandı. PPK kararı rutin olarak saat 14.00’da açıklanırken bu kere 5 dakika gecikmeyle açıklandı. 5 dakikalık sürede dövizde, mucizevi iniş-çıkışlar yaşandı. Artık online işlem yapma olanaklarının yaygınlığı ve saniyeler içinde alım-satım-transfer yapma kolaylığı dikkate alındığında 5 dakika oldukça uzun bir zaman ve milyar dolarların alınıp-satılmasına, transfer edilmesine yeter de artar bile. MB, her ne kadar gecikmenin ‘teknik nedenlerden’ kaynaklandığını açıklasa da iç ve dış piyasalarda, zihinlerde soru işaretlerinin oluşmasına zemin hazırladı. MB’nin kurumsal itibarı ağır zarar aldı. Kararın açıklanmasındaki bu gecikmenin nedeni ve bu sürede yapılan döviz işlemlerinin tutarı kamuoyuna şeffaf bir şekilde açıklanmalıdır.

“ELVAN’IN GÖREVDEN AYRILMASI YA DA ‘AFFEDİLMESİ’ SÜRPRİZ OLMAZ”

Ekim ayı bütçe açığı 17,5 milyar olurken Ocak-Ekim dönemi açığı 78,5 milyar TL oldu. 2021 bütçesinde 225 milyar olarak öngörülen açık hedefinin oldukça ardından kalınması son iki ayda harcamalara hız verileceğinin işareti. Faizde ‘Nas’ uyarısıyla din-inanç istismarı yapan iktidar, bütçede faize ayırdığı payı katlayıp nas yerine faiz lobisini ihya ediyor. Bütçe rakamlarındaki bir takım gelişmeler iktidarın seçim hesabını saklı tuttuğunu gösteriyor.

Bütçeyle faiz lobisini MB’nin zoraki faiz indirimi kararlarıyla döviz lobisini besleyip ihya eden Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimi, halkın sırtından çevresindeki bir avuç kişinin servetlerini katlayıp, daha da zenginleşmesine zemin hazırlayan bir hesaplı senaryoyu ‘dinin emri’ kisvesiyle uyguluyor. 2021 bütçesinde yılsonu açık hedefi 245 milyar TL olmasına karşılık ekim sonunda 10 aylık açık toplamı 78,5 milyar TL ve öngörülen açık hedefinin üçte biri düzeyinde. Perde gerisindeki gerçek, yılın kalan son iki ayında harcamalara hız verileceğini, millet harcamalarının, ödeneklerin seferber edileceğini gösteriyor. Define ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan’ın bütçe açığının GSYH’nın yüzde 3,5’unun aşağıda kalması yönündeki parasal çıpa hedefinin sağladığı bu sonucun ve finansal disiplin çabalarının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı fazla hoşnut etmediği, harcamalarının engellenmesinden hoşlanmaması yanına, Elvan’ın ilkeli duruşunun kabinede hastalık yarattığı ve bu yüzden görevden ayrılması ya da ‘affedilmesinin’ sürpriz olmayacağı söylenebilir.

“YAKIN GELECEKTE ÜLKEMİZDE EVSİZLER ORDUSUNUN OLUŞMASI GÖZARDI EDİLMEMELİ”

MB’nin Eylül 2021 ev fiyat artışı ve metrekare başına konut birim maliyet endeksleri geniş kitlelerin ev sahibi olmasının olanaksız ışık halkası geldiğini gösteriyor. Yakın gelecekte ‘evsizler ordusunun’ şipşak büyüyeceği ve sosyal yaraların artacağı gözleniyor. Konut metrekare bölüm maliyeti 5 bin TL’ye yükselirken, ev fiyat endeksindeki büyüme bazı bölgelerde 2 kata, kıyı illerinde 3 kata yaklaşmış bulunuyor.

Ev sahibi edinmek yüzde 15’e düşürülen faizler karşısında bankalarda TL mevduat sahibi olarak elde edilecek getirinin iki katından artı kazanç sağlayan bir yatırıma dönüştü. Covid-19 döneminde bilhassa kıyı şehirlerinde çoğalan ev talebi fiyatların bu bölgelerde çabuk yükselmesini tetiklemiş görünüyor. 2021’de salgın etkisine yükselen enflasyon da eklenince kıyı kentlerdeki il ve ilçelerde konut fiyat artışları Ankara-İstanbul gibi büyük şehirleri yakaladı ve bazı bölgelerde geçti. Merkez Bankası konut fiyat endeksinin baz yılının 2017 olduğu, diğer deyişle bu yıla ait fiyatların 100 kabul edildiği düşünüldüğünde Eylül 2021 itibarıyla 4 yılda ülke genelinde ortalama ev fiyat endeks artışı yüzde 198,8 oldu. Bu oran dört yılda ev fiyatlarının iki kata yakın arttığını gösteriyor. Öteki deyişle bugün bir konut elde etmek isteyen birey aynı konuta 2017’dekinin iki misli fiyat ödemek zorunda.

Pek ama Türk vatandaşları için artık hayale ve imkânsıza dönüşen konut sahibi edinmek, yabancılar içinse bir sene öncesine kıyasla benzer parayla iki konut alabilme gücüne dönüştü. Kiralardaki süratli yükseliş dikkate alındığında yakın gelecekte ülkemizde bir evsizler ordusunun oluşması, önemli sosyal yaralar açılması göz ardı edilmemeli.”

(ANKA)

Yorum yapın